Presokratik Dönem Filozofları

Presokratik Dönem Filozofları

Antik Yunan, 6. yüzyılda, doğa felsefesinin kökenlerinin atıldığı yer olarak bilinmektedir. Doğayı ve evreni anlama ve açıklama isteğinden doğan düşün süreci, bilim ve felsefenin gelişmesine vesile olmuştur.

Presokratik filozofların çalışma alanını evren ve doğa olarak belirlemesi ve bunları anlamaya çalışırken rasyonel bir tutum sergilemeleri, getirdikleri en büyük yenilik olarak görülmektedir. Mısır ve Mezopotamya gibi uygarlıklarda evren ve doğanın işleyişi doğaüstü güçlerle, bir başka deyişle mitoloji ile açıklanmaya çalışılmıştır. Presokratikler ise, doğaüstü ile ilgilenmeyerek, evrendeki fenomenlerin işleyişini neden-sonuç ilişkisi üzerinden açıklamayı denemişlerdir.

Sokrates öncesi dönemin düşünürlerinin temel problemi arkhedir. Ana madde, ilk, başlangıç anlamlarına gelen bu kavram, birlik-çokluk sorununu da beraberinde getirmiştir. Doğadaki çokluk içinde hiç değişmeyen ve yok olmayan bu ilk “şey”i sorgulayarak çokluğu sağlayan ilkeyi açıklamaya çalışmışlardır. Bu bağlamda, arkhe sorgulanırken, evrendeki hareketin hangi yasalara tabi olduğu sorusuyla oluş ve varlık problemi de ortaya çıkmıştır.

 

BÖLÜM 1
Milet Okulu

Milet Okulu

Antik Çağ felsefesinin başlangıcı olarak kabul edilen Milet (İonya) Okulu, aynı zamanda, bilinen felsefenin ilk temsilcilerini de bünyesinde barındırır. Felsefenin kurucusu sayılan Thales ile Anaksimandros ve Anaksimenes, ilk doğa filozofları olarak, evrenin ana maddesinin ne olduğu sorusu üzerinde yoğunlaşmışlardır.

Thales, evrenle ilgili gelişmelerin diyalektik bir süreç içinde geliştiğini düşünmüştür. Evrenin ana maddesinin su olduğunu ve hem canlılarda hem de var olan her şeyde sudan bir parça bulunduğunu söylemiştir. Su, içinde bulunan ve ona canlılık veren daimonlar sayesinde çeşitli hallere bürünerek diğer varlıkları meydana getirmektedir. Katı, sıvı ve gaz halde bulunabilen su, değişim ve dönüşümü mümkün kılmaktadır.

Onun, doğa felsefesiyle ilgili söylemleri ve arkheyi madde olarak kurgulaması, materyalist düşüncenin gelişmesine de katkı sağlamıştır. Hilozoist bir anlayışla ilk maddenin canlı olarak düşünülmesi, ondan oluşan diğer varlıkların da canlı olacağı düşüncesini doğurmuştur.

Thales’in öğrencisi olan Anaksimandros, ana maddenin su olduğu görüşüne katılmamış ve her şeyin ilk kaynağının sınırsız, sonsuz anlamına gelen Aperion olduğunu söylemiştir. Aperion, aslında belirsiz olsa da, ondan meydana gelen her şey maddi ve belirlidir. Ona göre, töz, sıcak-soğuk, katı-sıvı gibi zıtlıkları oluşturur ve bu zıtlıklar da çatışma ve karşıtlık ile var olmaya devam eder. Evrenin kökenini oluşturan ateş, su, toprak ve havayı da zıtlıklar meydana getirmiştir. Sınırlı ve sonlu olan bu varlıklar sürekli birbirlerine dönüşerek evreni oluşturmaktadırlar.

Anaksimandros, ortaya koyduğu Aperion ile soyut bir kavramdan bahsediyor gibi görünse de, aslında, maddi bir olgudan bahsetmektedir. Dolayısıyla, onun görüşleri de materyalist çerçevede ele alınmaktadır.

Milet Okulu’nun son temsilcisi Anaksimenes, belirli fakat sonsuz olması gerektiğini düşündüğü arkhe için havayı öne sürmüştür. İnsanların nefes alması için gerekli olan hava, aynı zamanda, gezegen ve yıldızları da tutarak varlıklarını sürdürebilmelerini sağlamaktadır. Bu gezegen ve yıldızlar, havanın tutamadığı ve sabit olan “yer”in etrafında döner. Havanın değişebildiğini savunan Anaksimenes’e göre, hava, seyrekleşme ve yoğunlaşma özellikleriyle ateş, su ve toprağa dönüşmektedir.

Anaksimenes, aynı zamanda, ruh kavramını ilk ortaya çıkaran filozoftur. Canlıların hava ve nefes sayesinde ayakta durduğunu söylerken, aslında onlara ruh atfetmektedir.

BÖLÜM 2
Pythagoras Ekolü

Pythagoras Ekolü

Miletli filozofların arkhe problemini ele alan Pythagoras, sayıları, varlıkların tözü olarak belirlemiştir. Bu ekole göre, evrendeki her şey sonsuz ve değişmez olan sayılardan oluşur ve sayılar olmadan evreni anlamak ya da açıklamak imkânsızdır. Kendisi de matematikçi olan Pythagoras, madde ile değil form ile ilgilenerek matematiksel ilkeleri ön plana çıkarmıştır. Diğer bir deyişle, var olan şeyler, matematiksel ilişkiler çerçevesinde açıklanan formları kapsamaktadır.

Arkhe olarak sunulan sayılar, Milet Okulu filozoflarının maddi ilk nedenlerinden farklı gibi görünse de, aslında, Pythagorasçılar sayıları cisim ya da fiziksel bir nesne olarak düşünmüşlerdir. Onlara göre, sayılar, günümüzdeki gibi sembollerle gösterilmez, her sayı bir “şey”i tanımlar; 1 sayısı noktayı oluştururken 2 sayısı çizgiyi oluşturur,  küp toprak anlamına gelir. Bu bağlamda, geometrik şekilleri de düşünerek sayıları nesneleştirmiş olmaktadırlar. 

BÖLÜM 3
Elea Okulu ve Herakleitos

Miletli filozofların oluş sorunuyla ilgilenmesinin aksine, Elea Ekolü varlık sorunu üzerinde durmuştur. Xenophanes, Parmenides ve Zenon, okulun önemli temsilcileri olarak diyalektik ve mantık çerçevesinde felsefi öğretilerini oluşturmuşlardır. Varlık, birlik gibi kavramlarla ilgilendikleri gibi hareket ve değişim olgularını da açıklamaya çalışmışlardır.

Parmenides’in görüşlerini öncüllerinden ayıran, varlık ve yokluk üzerine düşündükleri olmuştur. Ona göre, duyularla gelen bilgiler yanıltıcıdır. Çünkü duyu ile algılanan varlıklar ya hiç olmamıştır ya da anlık varlıklardır. Hareketin imkânsızlığını savunan Parmenides, duyularla algılanan doğanın sürekli bir devinim halinde olduğunu söylemiştir. Bu bağlamda, ona göre, yalnızca, değişmeyen, devinim halinde olmayan, sabit bir varlığa ilişkin hakikate ulaşılabilir.

Hocası Xenophanes’ten etkilenen Parmenides, tek tanrıcı düşünceyi benimsemiştir. Tanrının çok değil bir olması gerektiği savını varlık alanına taşıyan Parmenides, tek gerçeğin “Bir” olduğunu söylemiştir. Ona göre, varlık vardır ve yokluk yoktur; gerçek olan tek şey ise sonsuz, değişmeyen Bir’dir. Rasyonel çerçevede düşünen Parmenides, bu görüşüyle, kendinden önceki Presokratiklerin çoklu açıklamalarına eleştiride bulunmuştur. Aynı zamanda, arkhenin sayılar ve evrenin uyumlu bir bütün olduğunu söyleyen Pythagoras’ın görüşlerine de katılmamıştır. Ona göre, evrenin bölünebileceği ifadesi, çokluğun kabul edilmesi anlamına gelmektedir.

Zenon da, tıpkı Parmenides gibi, değişimin olmadığı ve hakikatin Bir olduğu görüşünü savunmuştur. Ona göre, hareket, uzam ve zamandan bağımsız düşünülemeyeceği için kendi içinde çelişki barındırır. Mantık alanına büyük katkıları olan Zenon, ürettiği paradokslarla hareketin imkânsızlığını kanıtlamaya çalışmıştır.

Herakleitos ise, diğer doğa filozofları gibi oluş sorunuyla ilgilenerek arkhenin ateş olduğunu söylemiştir. Evrende bulunan diğer her şey ateşin dönüşmesiyle oluşmuştur. İlk madde olan ateşi dönüştüren ise logos, yani ustur.

Herakleitos, diyalektiğin açılımını yapmaya çalışarak evrenin neden yapıldığından çok nasıl yönetildiğiyle ilgilenmiştir. Ona göre, bunu açıklayabilmenin yolu değişimden geçer. Evrendeki her şeyin değişim ve akış içinde olduğunu ve bu değişimin çatışma ile mümkün olduğunu savunmuştur. Arkhe sayesinde olan bu çatışma sonucunda evrende uyum hakim gelmektedir. Tıpkı Milet Okulu filozofları gibi çokluğu baz alan bir yaklaşım sergilemiştir.

Değişim ve birlik/çokluk anlayışında Parmenides ve Zenon’un aksi tutum sergileyen Herakleitos, varlığın akıl yoluyla bilinebileceği savına karşılık değişim olmadan varlıktan söz edilemeyeceği şeklinde karşılık vermiştir.

 

BÖLÜM 4
Plüralist Filozoflar

Plüralist Filozoflar

İlk madde, oluş ve varlık sorunuyla ilgilenen son dönem Presokratikler, arkhenin tek değil birden çok elementten oluştuğunu söylemişlerdir. Empedokles, Demokritos ve Anaxagoras bu dönemin en önemli temsilcileridir.

Empedokles’e göre, 4 madde, hava, su, toprak ve ateş birlikte arkheyi oluşturur ve birbirlerine dönüşemezler. Bu elementlerin varlıkları oluşturması ise sevgi ve nefretle mümkün olmaktadır. Her varlıkta belli oranlarda bulunan ilk maddeler, sevgi sayesinde birleşerek ve nefret sayesinde ayrışarak varlıkları oluşturmaktadır. Meydana gelen varlıklar, birleşerek ve ayrılarak dönüşüm geçirse de, arkhe, ilk haliyle kalmaktadır.

Herakleitos’un oluş hakkındaki görüşlerini eleştirerek, duyularla algılanan evrenin yanılsama olduğu düşüncesini savunmuştur. Parmenides’le ise, birlik/çokluk konusunda fikir ayrılığına düşmüştür.

Sonsuz sayıda ana madde olduğunu söyleyen Anaxagoras, felsefeyi mistik düşünceden tamamen arındırarak bilimsel felsefi düşüncenin önünü açmıştır. Ona göre, varlıkların en küçük parçası olan ve sonsuza kadar parçalanabilen ilk madde spermatalar, nous, yani akıl sayesinde harekete geçmektedir. Varlıklar ya da maddeler ne kadar bölünürse bölünsün, bünyelerinde, ilk maddeden bulundurmaya devam etmektedirler.

Varlık ve oluş sorunuyla ilgilenen son filozoflardan olan Demokritos, atomcu görüşün temellerini atmıştır. Ona göre, her şey atomlardan meydana gelmiştir ve bu atomlar fiziksel olarak bölünemez, parçalanamaz yapıdadırlar. Demokritos, atomların, sonsuz bir boşlukta aktığını ve rastlantısal olarak birbirlerine çarptıklarını söylemiştir. Bunun sonucunda, uzayda ve sınırsız sayıda bulunan atomlardan benzer olanlar birleşirken farklı olanlar ayrışmaktadır. Atomlar, nicelik olarak farklı olsalar da nitelik olarak aynıdırlar. Demokritos’a göre, evrende mekanik bir zorunluluk bulunmaktadır. Bu da, materyalist bir düşünce olarak değerlendirilmektedir.

 

Bu İçeriğe Tepki Ver

0
Bravo
0
Sevdim!
0
Çok iyi!
0
Hoş değil!
0
Yok artık!
0
Kızgın:!
0
Çok acı!

Üyelerimizin Yorumları

Yazar Bilgisi

avatar
Yazar
Aklın Temel İlkeleri
İkindi Namazı
Sabah Namazı
İştar
Amişler (Amishler)
Paskalya Yumurtası
Artemis (Diana)
Yggdrasil